KÜRESEL İSTİLA

“Deprem olmadığı halde yerde büyük çatlamalar, bazen çökmeler oluşuyordu. Durmadan çakan şimşekler hep aynı noktalara düşüyordu. Herkes evlerinden çıkmış bu garip olayı izlerken şimşeklerin çaktığı yerlerden dev demir kütleler yükselmeye başladı.”

Küresel İstila

Steven Spielberg yönettiği Dünyalar Savaşı (War of the worlds) adlı filminde yine çarpıcı bir başlangıç yaparak izleyicileri koltuğa çivilemişti. 2005 yapımı bu film tam anlaşılamamış olabilir. Zira çevremde filmin finali hakkında olumsuz eleştiriler duymuştum. !DİKKAT SPOILER! Filmin sürprizi bozulmasın istiyorsanız yazının bu kısmını okumadan geçiniz. [Yönetmen Steven Spilberg olunca bir daha düşünmek gerekiyor. Final kısmına kadar benim için normal bir uzaylı istilası filmi olsa da finalde garip bir şekilde sona eren istila ve ardından bütün yaratıkların birden ölmesi bunu da filmin sonundaki yazıda açıklaması çok ilginçti. Bu yüzden olsa gerek bazı arkadaşlar “bu ne biçim bir son” dediler. Romanın yazarı H.G.Wells olsa da hikâye aslında dünyanın dört bir yanında bilinen bir hikâye. Tevrat, İncil ve Kuran’da anlatılan Ye’cüc Me’cüc istilası. Hatta Müslüman müfessirlerin istilanın yer altından başlayabileceği iddiası bile filmde yer almış. Kutsal metinlerdeki gibi filmde de insanlık bu istila karşısında hiçbir şey yapamıyor. Peygamberimizin bir hadisinden anlaşılan şu ki: yaratıklara bulaşan bir virüs bu istilayı sonlandıracak. Filmin sonu da bu şekilde bitirilir. Bir virüs bütün uzaylılara bulaşır ve onları öldürür.]

Goglar ve Magoglar

Kuran’da Yecüc Mecüc diye adlandırılan, Yahudi ve Hristiyan toplumlarında ise Gog ve Magog olarak bilinen bu istilacılar kıyamete çok yakın bir zamanda zuhur edecekler. Hıristiyan ve Yahudilerden bir kısım din adamları Goglar’ın Türkler, Magoglar’ın Moğollar ya da orta Asya Türkleri olduğuna inanıyorlar. Çinliler ya da yer altında yaşayan bilinmeyen yaratıkların da olabileceği düşünülenler arasında. Komplo teorisi ya da siyaset yapmak istemiyorum ancak şunu bilmekte fayda var diye düşünüyorum. Yahudiler tahrif edilen ya da edilmeyen Tevrat ayetlerinde olacakları yazılan olayları kendileri yapmaya çalışarak kontrol altında olmalarını istiyorlar. (İsrail kurulurken olduğu gibi) Muhtemel bir İstila için Türkiye ile birlikte Rusya, İran, Çin gibi ülkelerin ittifakı ile İsrail’e saldırmaları planlanarak Yehova’nın onları doğal afetlerle cezalandırması sağlanacak. Tabii ki daha önce test edilen iklim ve yer hareketlerini kontrol eden HAARP teknolojisi ile. “Böylece süper güç olmayı planlıyorlar “ Bu yazı size garip gelmiş olabilir ama dünya savaşları İsrail’in kurulması için planlanan bir sebepti.

İstila daha önce de olmuş

Her ne kadar büyük çoğunluk bu istilacı kavmi yeryüzünde arasa da bilgiler aksini gösteriyor. Elmalılı Hamdi Yazır; “yeryüzünde böyle bir kavim yok” demiştir. İsminden (cüce demek) ve hadislerdeki tariflerinden anlaşılan boyları çok kısa olan bu istilacılar Kuran’da anlatıldığına göre daha önce birkaç kez gelip istila etmişler. Kehf Suresinde bahsonulan ayetler şöyle;

93.Nihayet, iki set arasında ulaştı. Setler arasında öyle bir topluluk buldu ki neredeyse söz anlamıyorlardı. (meallerde genellikle dağ diye çevrilmişse de Arapça orijinalinde “set” diye geçiyor ki bu kelime Türkçede de kullanılıyor.)

94. Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Ye’cûc ve Me’cûc bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir set yapman için sana bir vergi verelim mi?

95.Dedi ki: “Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım.”

96.”Bana demir kütleleri getirin!” İki ucu tam denkleştirince, “Körükleyin!” dedi. Onu ateş haline koyunca da “Getirin bana, üzerine erimiş bakır/katran dökeyim!” diye seslendi. (Meallerde bakır diye çevrilmiş olsa da yine Türkçede de kullanılan “katran” kelimesi orijinal ifade.

97.Artık onu ne aşabildiler ne delebildiler.

98.Dedi: “Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Ve Rabbimin vaadi haktır.”

99.O gün onları bırakmışızdır, birbirleri içinde dalgalanırlar. Sûra da üflenmiştir; hepsini bir araya toplamışızdır.

Şunu belirtmeliyim ki ben tefsir ya da meal yapmıyorum. Yapanlar arasındaki farklılıklardan yola çıkarak Arapça orijinaline en yakın olanları seçiyorum. Bu yüzdendir ki yukarıdaki meallerin hepsi aynı kişiye ait değil. Diyanet vakfı, Elmalılı Hamdi Yazır ve Yaşar Nuri Öztürk’ün meallerinden seçtim. Ayrıca bu seçkilerin daha doğru olduğunu da iddia etmiyorum. Çünkü tercüme etmek gerçekten kolay bir iş değil. Bazen cümlenin anlatmak istediği anlamı ortaya koymak için başka kelimeler kullanmanız gerekir. Cem Yılmaz’ın meşhur esprisinde olduğu gibi “Beni ayağım taraklı” Hadi buyur tercüme et! Kaldı ki Kuran-ı Kerim gibi tüm zamanlara hitap eden ilahi bir kitaptan bahsediyorsak çok daha dikkatli olmalıyız.

Çok net anlaşılan bir şey var ki Ye’cüc Me’cüc diye istilacı bir kavim var ve daha önce istila etmiş. Zülkarneyn bir set ile onları engellemiş ise de kıyamete çok yakın bir zamanda bu set aşılacak. Bu set genelde anlatıldığı gibi iki dağın arasında demirden bir set olması pek makul değil. Manevi bir set mi yoksa bilmediğimiz bir teknoloji ürünü mü? Kimse bilemiyor. Hz. Zülkarneyn bir peygamber olabilir. Ona çok özel bir ilim verildiği belirtiliyor. Boyutlar arası ya da zamanda yolculuk gibi şeyler yapabileceği belirtiliyor. Bir şey dikkatinizi çekti mi bilmiyorum 99. ayette gelecekte olacak şeyler geçmiş zaman yüklemleriyle anlatılıyor.

Zülkarneyn ve Kara delik

Albert Einstein’ın genel görelilik kuramından yola çıkan J.Robert Oppenheimer veHartland S.Synder “kara delik” teorisini 1939 yılında açıkladılar. Tam seksen yıl sonra gerçek bir kara deliğin fotoğrafı geçtiğimiz aylarda yayınlandı. Varlığı hep tartışma konusu olsa da bilim insanlarının çoğunluğu bu teoriyi kabul etti. Evrenin işleyişini daha iyi açıklıyordu çünkü.

KEHF 86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.

Güneşin “kara balçığa” batması ifadesi çok ilginç. Arapça orijinalinde ”kara balçıklı göz” diye geçer. Göz Arapçada su pınarı ya da kuyu gibi anlamlara da gelmektedir. Bazı mealler “göz” kelimesini aynen çevirerek oda anlamında da kullanmışlar. Sonuçta ittifakla güneşin kara balçıklı bir şeyin içine girdiği anlaşılıyor. Evrende bir güneş ne kadar küçük olursa olsun kara delikten başka hiçbir şeyin içine giremez. “Kara balçıklı” ifadesi “göz” ifadesi ardından helak olmak üzere olan bir kavimden bahsedilmesi Kara delikten başka ne olabilir diye düşündürüyor. Bu ayette bir başka dikkat çekici husus Zülkarneyn’e verilen yetki. Dilerse bu kavmi kurtarabilecek. Zaten önceki ayetlerde Zülkarneyn’e büyük bir ilim, imkân ve sebep verildiği belirtilmişti.

KEHF 84 Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir yol öğrettik.

Teknoloji ilerledikçeKuran’ı daha iyi anlıyoruz.Örneğin kara delik nedir bilinmezken bu ayete bir anlam vermek mümkün değildi. Bugün artık solucan deliği ve farklı boyutlar için CERN’de ciddi çalışmalar yapılıyor. Yeni keşifler yapıldıkça Kuran tazeleniyor. Bu arada “CERN” isminin de Zülkarneyn ilişkisi ilginçtir. Zülkarneyn iki boynuzu olan demektir. Boynuz semboliktir zaman ya da nesil anlamlarını temsil ediyor. Karn boynuz demektir. CERN isminin Kuzey Avrupa da yaşayan Keltlerin tanrısı Cerninos’tan alındığı iddiası saçma gelebilir. Ancak Cerninos (Odin) yaratılış tanrısıdır. CERN’de araştırılan şeye “Tanrı parçacığı” denmesi evrenin ilk oluşma evresini araştırmaları ile alakası var mı? Boynuzlu tanrı olarakda bilinen Cerninos iki boynuz arasındaki yıldız ile betimlenir. Cern boynuz demektir. Tüm bunlar sadece bir tesadüf olabilir. Normalde CERN’in açılımı Fransızcadır Conseil Européen pour la Recherche Nucléaire. Yani “Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi” demektir. Ancak bu merkezde bulunan Şiva (Varoluş ve yok oluş tanrısı) heykeli ve bu heykel önünde siyah pelerinli bir takım insanların yaptıkları ayin görüntüleri biraz garip. CERN modern bilme hizmet ederken bizim bilmediğimiz gizli bazı hedeflere de hizmet ediyor mu diye düşündürtüyor. Bulunan bilgiler büyük bir güç getirecektir. Bu gücü insanların iyiliği için kullanmalarını dilemekten başka bir şey yapamayız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir