Bir Papaz Bir Hoca ve Bir Gerçek

Bizim köyde bir Ahmet Hoca var. Sarığını cübbesini hiç çıkarmaz. Muhtarla da arası iyidir. Seçimlerde her zaman tam destek olur muhtara. Her şeyi de bilir, mesela; “uzaya milyonlarca dolar harcayıp gitmeye ne gerek var. Bana sorsanız söylerdim orada hiç bir şey olmadığını” demiştir. Mehmet öğretmen çok kızarsa da pek sesini çıkartmaz olup bitenlere. Her konuda bir ayet ya da hadisin, Arapçasını okur Türkçeye çevirir. Doğru mu yanlış mı kimse bilmez. Ama ikna etse de etmese de susturur herkesi. Bazen sorulara kızar kâfir olmakla korkutur “sorma inan” der. Sorun belki de Mehmet öğretmenin ayet hadis bilmemesi. Köylünün de bilmemesi büyük hata tabii ama yüksek okullarda okuyanların imkânları ile köylü bir olur mu?

Genç Bir Papaz

Geçenlerde Jashua Evans isimli genç bir papaz konuşuyordu (Güney Carolina) Amerika’da. 17 yaşında İncil’i daha iyi anlamak için İbranice ve Yunanca öğrenmiş. Üniversitede İncil’in Metinsel Eleştiri bölümünde okumuş. Bir İncil buldukları zaman ayetlerin sahte olup olmadığını inceleyen bir bölümmüş bu. (O kadar çok çeşit İncil var ki üniversitede bir bölümü var) Jashua ellerindeki en eski İncil’in bile orijinalinden çok uzak olduğunu çok ciddi hataların bulunduğunu fark etmiş. Hocalarına danışmışsa da “soru sorma, inan” demişler. Hz. Musa’nın alkolik gibi anlatılması, Hz. Lut için sansür gerektirecek şeylerin yazılması inanılır gibi değildir. Jashua isyan eder “bu kadar kötü şeyler yapanlar bırakın peygamber olmayı yolda serbestçe yürümeyi bile hak etmezler” diyor. Gerçekten alkolik biri size “sel gelecek gemime binin” dese inanır mısınız? Diye ekliyor. Sonuç olarak başrahip 2 bin yıldır kitaptan bir şeylerin çıkartılıp bir şeyler eklendiğini söyler ve o da “sorma inan” der. Sorgularsa kâfir olacağını söyler. Jashua Evans ise artık Hristiyan olmaktan vazgeçmiştir.

Kendine din aramaya başlar. Yahudilik daha da kötüdür. Budizm, Wicca, vb. dinleri araştırır. Kimseden bir şeyler dinlemek istemez. Kitabınız varsa okuyayım der. Yaratıcıyı ve peygamberleri kabul ediyor. Hatta Hz. İsa’nın sözlerini mantıklı geldiği için doğru kabul ediyor. Bir yandan Allah’a dua ediyor doğru dini kendisine göstermesi için. Uzun süre arayışlarına bir cevap bulamaz. İçkiye ve beraberinde pek çok kötülüğe bulaşır. Bir çeşit sitem ve isyan durumu yaşamaktadır. İki kez çok ciddi hayati tehlike atlatınca biraz toparlanır.

İslam mı asla!

Bir gün Müslüman olduğunu bilmediği bir arkadaşı “neden İslam’ı araştır mıyorsun?” dediğinde şiddetle karşı çıkar ve şöyle devam ederler;

  • Doğru din İslam olamaz o Arap dini teröristlerin dini
  • Dostum yanılıyorsun
  • Bir kitapta okudum Müslüman olmayan herkese kâfir diyorlar ve kâfirleri öldürene 70 bakire kız veriliyormuş.
  • Ben de Müslüman’ım ama öyle bir şey yok!
  • (Afro-Amerikan biri Müslüman olduğu için çok şaşırıyor) Anlat o zaman.
  • Ben çok iyi anlatamam Cuma günü camiye gel hoca anlatsın.
  • Cami nerede?

Arkadaşı tarif ettikçe çok şaşırır. Tarif edilen yer yıllarca yaşadığı mahallesidir ve mahalledeki kilisenin karşısında olan spor salonu zannettiği yerde aslında bir cami imiş!…

O Cuma günü arkadaşı gelmese de o camiye gider ve imamla tanışır. Hutbenin İngilizce kısmından cidden etkilenir. Adeta kendisinin İncil’den çıkarttığı ve doğru olduğunu düşündüğü ayetler seçilmiş gibidir; “Allah birdir…. Tövbeleri kabul eder ve araya kimseyi koymadan direk Allah’tan af dileyebiliriz” gibi. Namazdan sonra imam bir şeyler anlatmak istese de ona bir kitabınız var mı? Diye sorarak konuşmasına izin vermez. İmam da var der ve Kuran’ın İngilizce mealini verir. Kuran’ı okumaya başlayan Jashua hayretler içinde Hz. Meryem’i ve Hz. İsa’yı İncil’den daha güzel anlatan ve savunan bu kitaba iman eder. Akşam camiye gelir artık Müslüman olmak istediğini imama söyleyecektir ancak cami sadece Cuma günleri açılıyormuş. 3 günde Kuran’ı tamamen bitirir ve ilk Cuma namazında Müslüman olur.

Önyargı ve utanç

Jashua Evans çok zeki biridir ve nasıl olurda bir kitap yüzünden İslam’a karşı bu kadar önyargılı oldum diye kendi kendine kızar. Öte yandan yıllardır aradığı ve dünyanın dört bir yanındaki dinleri araştırdığı halde doğru dini kendi mahallesinde bulmuştur. Üstelik Allah’a karşı isyan bile etmiştir. Belki de yaşadığı mahcubiyet onu daha da güzel bir kul yapacaktır.

Ben de kendi adıma utanç duydum. Çünkü Jashua ilk iş olarak Arapça öğrenir. Dinimin dilini bilmem lazım, anlamam lazım der. Ben bu utancı yaşarken Mehmet öğretmenlere de birer pay gönderiyorum. Meydanı ufuksuz ya da ahlak sorunu olan insanlara bıraktıkları için. Amerikalı bir Papaz Müslüman oluyor ve öyle bir oluyor ki otobanda 80 model Tofaş’la giderken beni sollayan 2019 model Ferrari gibi fark atıyor. Gıpta ediyorum, tebrik ediyorum.

Teknoloji ve Din

Meydan yobazlara kalınca din ve bilim arasındaki tartışma Türkiye’ye de geldi. Bu Hristiyan ülkelere ait bir tartışmadır çünkü. Kilise dünya düzdür deyip yuvarlak diyeni aforoz ederken İslam bilim insanları dünyanın yuvarlak olduğunu rahatça tartışabilmişler, kitaplarına yazmışlar. Dünyanın ilk bilim adamı kabul edilen İbni Hazm 9. Yüzyılda her saat güneş ışınlarının farklı bir noktaya dik gelmesinin kanıt olduğunu belirtir. Din ve bilim asla çatışmaz. Çatışıyorsa ya bilim adamları evrenin ayetlerini yanlış yorumluyordur. Ya da din adamları Kuran ayetlerini yanlış yorumluyordur. Bu yüzyıla kadar yaşanan onlarca örnek buna delil olarak yeter. Akıllı biri inat, kibir, arzu ve isteklerine yenik düşmezse bu sonuçlara rahatlıkla ulaşabilir.

Bilim adamı bakışı

Sorgulayan, merak eden, detaylara dikkat eden ve kıyaslama yapıp sonuç çıkartmaya çalışan herkesin sahip olduğu bakış açısıdır bu. Diplomasının ya da mesleğinin bir önemi yok. Böyle bir çobanla tanışınca vardım bu sonuca. “Zürafanın beynine kan nasıl gidiyor?” Diye merak edip araştıran insanlardan bahsediyorum. Jashua Evans gibi olan insanlardan. Size sunulanla yetinmeyip araştıran insanlardan. Böyle bir soruya bizde ki klasik cevap “Allah öyle yaratmış” olsa da Allah’ın bile bu cevaptan hoşnut olacağını zannetmiyorum. Çünkü ortada sıra dışı bir şey var. Olağanüstü bir şey yaratmış ve biz ona bakmıyoruz bile. Bilim adamları bakıyor ve muhteşem bir pompa olan devasa kalbi sayesinde metrelerce yükseğe kanın pompalandığını görüyorlar. Fakat sorun şu ki bu kadar güçlü bir pompa su içmek için eğilen zürafanın beynindeki kılcal damarları patlatması lazım. “Neden patlatmıyor?” Tabii soru varsa cevapta var. Araştırmalar damarların eğilince daraldığını kalkınca genişlediğini gösteriyor. Bu şekilde 5 m boyundaki zürafaların beyinlerine kan pompalanırken beyinleri de korunmuş oluyor. Sorular bitti mi? “tabii ki hayır” Peki bu sistemi biz nerede kullanabiliriz? Basınçlı ortamdan sıfır basınca çıkan sonra tekrar giren astronotların kıyafetlerinde…

SONUÇ

Akla, mantığa, vicdana ters bir şey varsa üstüne gidilmeli. Bana mantıklı gelmeyen şeyin bir açıklaması var mı? Ve bu açıklama yeterli mi ya da açıklamayı yapan kişi ya da kaynak doğru mu?

Ben fikrimi değiştirmeye hazırım beni ikna edin yeter. İster dindar, ister ateist olsun ya da ister komünist, ister kapitalist olsun önemli değil. Lideriniz Atatürk ya da Lenin olmuş fark etmez sabit fikirli bir yobaza dönüşmekten korkarım.

Ahmet hocalara da iki mesajım var. 1. Dünya bir yandan uzaydan maden getirmeye hazırlanırken bir yandan da bunun yasalarını belirliyor. Milyon ton altın, platin, krom vb. gibi kıymetli madenlerden bahsediyoruz. Ülkeleri bırakın şirketler bu işin içinde. Google gibi devasa şirketler ortaklıklar kuruyor. Bir asteroit getirip yörüngemizdeyken işleyecekler. Biz ise sadece seyredeceğiz.

2. Kuranda Demir Suresi vardır ve surede demirin indirildiği anlatılır. (Bkz.Hadid 25) Birçok mealde “indirmek” kelimesi olmadığı için Arapça orijinaline baktım ve “enzel” (indirmek) kelimesini buldum. (Google translate ile sizde kontrol edin) Yeraltından çıkartılan demir için “indirdik” denmesi acayip bir bilgi. Bugün bilim insanları demirin dünyada oluşmadığını süper nova denilen dev yıldız patlamalarıyla evrene yayıldığını ve dünya üzerine de bu şekilde geldiğini belirtiyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir