GENİŞLEYEN EVREN VE DARALTAN TEYZELER

Albert Einstein “hayatımın en büyük hatası” dedi ve evrenin zannettiği gibi olmadığını kabul etti.

1929 yılında Edwin Hubble galaksilerin birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfettiklerini açıkladı. Yani evren genişliyordu. Evrenin sabit olduğunu iddia eden Albert Einstein bu keşiften sonra sabit evren fikri için “Hayatımın en büyük hatası” demiştir.

Teyzeler Geliyor

2000 yılında İzmir’in güzel bir kış gününde bir kampanya tanıtımı için Üçkuyular meydanındayız. Tonton bir teyze yanımıza geldi ve konuşmaya başladık;

-Merhaba çocuklar ne yapıyorsunuz?

-Bizden alış-veriş yapanlara araba hediye ediyoruz.

-Allah’ı biliyor musunuz?

– …?

Biz beklemediğimiz bu soru karşısında şaşırdık ve derin bir sohbete başladık. Tonton teyzemiz ayetlerden bahsediyor Hz. Muhammed (AS)’in dedelerini anlatıyordu. Derken sohbet garip bir hal almaya başladı. Hz. İsa’nın yeniden geleceğini anlatan ayetten bahsederken “Kuran burada doğru söylemiş” deyince anladım ki bu tonton teyzenin niyeti başka. Zaten ardından “Allah” yerine “Yehova” demeye başladı. Teyzeyle uzunca konuştuk. Yehova Şahitleri denen Yahudi-Hristiyan karması bir dinin mensubu idi. “Neden bu kadar çok İncil var” deyince aslında hepsi aynı dedi ama o dört İncil’den bahsediyordu saklanan yüzlercesinden değil. Ben nereden mi biliyorum bu da başka bir yazının konusu olsun. Neyse anlaşamasakta tonton teyze gitti. Ardından yarım saat kadar geçmişti ki uzun boylu kibar bir hanım teyze aynı şirin maskeyle yaklaştı. Broşür verdik, o da bize broşür verdi. Yine bir Yehova Şahidi misyoneri gelmişti. “Aman Allah’ım” dedim yolda denk geldiklerine anlatacak kadar da azimliler. Sonradan öğrendim ki motivasyonu sağlayan paraymış.

Onunla da şöyle bir diyalogumuz oldu:

– madem İncil hiç bozulmadı niçin bu kadar çok çeşit var

– aslında hepsi aynı.

– Peki St. Barnabas İncil’i niçin saklanıyor o halde?

– ….?

St. Barnabas’ın adını biliyor ama İncil’ini bilmiyormuş. “O zaman öğrenip gelin” dedim. Çok nazik olmadı ama ne yapayım gerçekten sinirlenmiştim. Savunamadıkları bir inanç sistemi için canla başla çalışıyorlardı. Kibar teyzeyi de böylece uğurladık. St. Barnabas hemen her Hristiyan ülkede adına kiliseler olan bir azizdir. Pavlus (manipülasyon için Hristiyanların arasına karışmış olduğu düşünülüyor) ile araları kötüdür. Kıbrıslıdır ve Kıbrıs’ta öldürülmüştür.

St. Barnabas Manastırı ve Türbesi

Gazi Magosa şehrinin dışında Salamis harabelerinin yakınlarında olan St. Barnabas Manastırı bakacak din adamı kalmadığı için müzeye dönüştürülmüştür. Kilise kısmındaki ikonlar tarihi belgeler olarak ibret verici bir hikâye anlatmaktadır. İkonlarda Hz. Barnabas’ın yıllar sonra bataklığa atılan cenazesinin (hiç bozulmamış) olarak bulunarak (elinde İncil’i ile) çıkartılması (MS.478). Roma imparatoruna takdimi ve kitabın alıkonularak Cenazenin adına Manastır inşa edilerek yanındaki türbeye defnedilmesinin emredilmesi anlatılmıştır.

St. Barnabas İncil’i Nerede?

İncil’in elyazması İtalyanca nüshası 1590 yılına kadar Vatikan Kütüphanesindeydi buradan Peder Fra Marino tarafından (gizlice) alınarak uzun yıllar sakladıktan sonra ünlü isimlerin kütüphanelerini dolaşmış. Prusya Kralının danışmanı John Frederick Cramer’a (1709) ondan prens Eugene’e (1738) ondanda hala bulunduğu Viyana’da Hofbibliothek’e gelmiş. Lonsdale ve Laura Ragg tarafından İngilizceye çevrilerek Oxford Üniversitesinin matbaasında basılır (1907). Kitabevlerine dağıtımı sırasında haberi olan Vatikan kitabı kiliseler vasıtasıyla toplattırır. Tekrar basılmasını da engeller. Fakat kütüphanelere gönderilen nüshalar gözden kaçmıştır. Bu baskıdan bugüne gelen sadece iki nüsha vardır. Biri British Museum’da diğeri ise Washington Kongre Kütüphanesinde. Bu nüshaya ulaşan Pakistanlı bir araştırmacı mikrofilm kopyasını alarak 1979 yılında Londra’da tekrar basmıştır. Bu yüzden Vatikan bu kitabın Müslümanların bir uydurması olduğunu yayarak ön yargı oluşturmayı başarmışlar. Peki, niçin bu İncil bu kadar çok saklanmak isteniyor? Pavlus’un dini haline gelen Hıristiyanlığın temellerini sarsacak bilgiler içeriyor olması ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (AS)’ten açıkça bahsediyor olması nedeniyle olsa gerek.

Tek Ayet Yeter

Ertesi gün Tonton teyze bir kucak dolusu kitap ve dergi ile gelmişti. İddiası şu idi Kuran, Tevrat ve İncil’e bakarak Hz. Muhammed tarafından kaleme alınmış bir kitaptı. Teyzeye Kuran’ın mucize ayetlerinden bahsettim. Aslında tek ayet yeterdi. “Göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi 47. Ayet) ”

İşte bu ayet Hristiyan, Yahudi, Yehova Şahidi, Deist, Agnostik, Ateist ya da Satanist ne kadar Kuran aleyhinde grup ve inanç varsa hepsini susturuyordu. Teyzeye sordum;

– Bu mucize ayet Tevrat’ta var mı?

-yok.

-İncil’de var mı?

-yok.

Ancak Allah’ın sözü olabilecek bu ayet Kuran’da var. Nasıl oluyor da Tevrat ve İncil’de olmayan bir mucize ayet Kuran’da olabiliyor.?

Ben bunu araştıracağım deyip gitti. Tabii bir daha gelmedi.

Bahane Kolay

Tabii ki zanlar ve önyargılar o kadar kolay yıkılmıyorlar. Bu çok açık ve net mesaj için bile ne diyorlar diye merak edip ateist sitelere baktım. Gök kelimesinden dolayı atmosferin kast edildiği ya da evrenin genişliği değil de Allah’ın kudretinin genişliği gibi abuk sabuk yorumlarla kendilerini avutuyorlardı. Buradan soruyorum Güneş gökte değil mi?…. Ay gökte değil mi?… Gökteki yıldızlardan bahseden cümleler yanlış mı? Gök derken elbette uzayı kast ediyoruz. Kaldı ki Kuran’ın indiği zamanda atmosferin içi ya da dışı gibi bir şey bilinmiyordu. İkinci iddia daha da saçma“genişletmek” yüklem olarak kullanılmıştır, Sıfat değildir. Bunu bile bile böyle çarpıtmaları çaresizliklerinin bir göstergesidir.

Değişim Kaçınılmaz

Evrende her şey hareket halinde ve durmadan değişiyor. Büyük patlama ile başlayan hareket hala üstelik şiddetini arttırarak devam etmekte ve evren genişlemektedir. Zaman ve madde de bu patlamadan sonra başladı. Zaman denen şeyin çekim gücü arttıkça yavaşladığı tespit edildi. Büyük bir gezegende geçireceğiniz bir saat dünya da yıllara bedel olabilir. Ömür denen zaman birimi de küçüldükçe hızlanıyor. Mikro âlemde mikro saniyelerle ölçülebilen ömürler varken, Makro âlemde milyarlarca yıllık ömürlerden bahsediyoruz. Sonuçta her şeyin bir ömrü var ve bu ömürler bitince başka bir forma dönüşüyorlar. Evrenin en şerefli konukları olan insanlar amaçsızca yaşayıp sonra da yok olup gidemezler. Kuran’da her şeyi bir anda (Enam Suresi 101) büyük patlama ile yaratan güç yine her şeyi başladığı noktaya (büyük çöküş ile) getireceğini belirtiyor (Bkz. Enbiya Suresi 104). Düşünmek insanı çok yükseklere çıkartabilen bir şeydir. Önyargısız olmak ve biraz da bilmek şartıyla tabii. Neyi bilmediğimizi bile bilmiyorsak nasıl düşünebiliriz ki.

ABDULLAH KERİM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir